See dizinin 4 bölümü yayınlandı, dizinin yaratıcısı Steven Knight. Kendisi aynı zamanda Netflix’de yayınlanan Peaky Blinders dizisi ve Tom Hardy‘nin meşhur filmi Locke‘un da hem yaratıcısı hemde yazarı.

Ölümcül bir virüs gezegenin tamamının kör olmasına ve dünya nüfusunun 2 milyondan az kişiye inmesine sebep olmuştur. Bu olayın üstünden yüzyıllar geçmiş ve insanlar gözleri görmeden yaşama adapte olmuşlardır. Dünya artık bildiğimiz dünya değildir. Senaryoyu ilk duyduğunuzda Jose Saramago’nun körlük kitabından esinlenildiğini düşüne bilirsiniz. Belkide öyledir fakat bu dizide körlükten hemen sonrasını değil yüzyıllar sonrasını bize sunulmuş.

Körlük insanlarda koku, tat, hissetme gibi diğer duyuların daha fazla gelişmesine sebep olmuş. Fakat 21. yüzyılın üstünden yüzyıllar geçmesine rağmen körlük sebebiyle çağ tam tersi taş devri ile ortaçağ arası bir düzene dönmüştür. Bu dönemde, derin bilgilere sahip kütüphaneler kaybedilmiş ve insanlar aptal alametlere ve mistik güçlere inanılmaya başlamıştır. Görmek cadı alameti haline gelmiştir. İnsanlar avlanarak beslenmeye başlamıştır.

Dünyadaki son uygarlıklardan birine hükmeden Kraliçe Kane (Sylvia Hoeks) barajı ve elektriği olan sularla beslenen Payan Krallığına hükmeder ama dizide bu çok da derin işlenen bir konu değildir. Karakterlerin de mevzuları çok derin işlenemez dizide. Kraliçe herkesinde kör olmasından yararlanarak Tanrı’ya dualarını mastürbasyon esnasında yapar. Kraliçenin ruhunda aslında derin sapkınlıklar var ama çok fazla o kısım işlenmemiş belki daha sonraki bölümlerde yansıtılır.

Dünya büyük ölçüde monarşiyle yönetilmekte en azından bizim gördüğümüz kısımlar. Köyler arasında ilişkiler kurulurken dizi büyük ölçüde Alkany kabilesi ve kraliçenin hükmettiği bölge arasında geçiyor. Yani GOT, Yüzüklerin efendisi veya farklı yapımlar gibi çok fazla karakter ve kabile çeşidi yok, bir yerde iyi bir şey derin fanteziler kurmadan mevzuya odaklanıyorsunuz.

Alkany olarak bilinen kabilenin lideri Baba Voss (Jason Momoa) ve karısı Maghra’ya (Hera Hilmar) odaklanılmış. Yıllar önce gizemli bir şekilde 3 aylık hamile olarak köye gelen Maghra’yı çocuğu olmayan Baba Voss sahiplenmiş çocuklarına babalık yapmak istemiş ve kabilenin önemli bir parçası olmuşlardır. Diğer ana karakterler arasında, sahte bir peygamberin talihsiz rolünü üstlenen Paris (Alfre Woodard) yer almaktadır.

Dizinin başında Baba Voss, topraklarına giren Witchfinders’ı savuşturmaya çalışıyor. Witchfinders kraliçe’nin sadık hizmetkarı Tamacti Jun ve ordusudur. Kraliçe için cadı avlamaktadırlar. Zekice bir dokunuşla, savaş bütün kör dövüşçüler geri çekilmeden önce hızlı bir saldırı ile püskürtülüyor. Körken nasıl dövüşüyorlar diye düşünmeyin bildiğiniz meydan muharebesi yapıyorlar. Fakat duvarları yıkıldığında savunmasız kalıyorlar ve köylerini terk ediyorlar.

Dizinin çoğunluğu Maghra’nın gizemli yavruları Haniwa (Nesta Cooper) ve Kofun (Archie Madekwe) ve dünyayı eski düzenine kavuşturacak gibi lanse edilen öz babaları kurtarıcı Jerlamarel üzerine odaklanıyor. Jerlamarel, kraliçenin ve diğer toprakların üzerinde tehlikeli bir mistik olarak bilinir. Aslında yeryüzünde görebilen tek kişi ve kraliçenin aşık olduğu adamdır. Bu nedenle kraliçe onu yakalamak için cadı ilan etmiş ve peşine ordu takmıştır.

Savaşın olduğu gece doğan Maghra’nın çocukları büyür ve birer yetişkin olurlar. Öz babalarının onlara bıraktığı işaretle büyüyen çocuklar Haniwa ve Kofun birbirlerinden çok farklı iki karakterdir. Haniwa evlerini terk etmek ve dünyayı keşfetmek ister ve küçük kabilede kendini sıkışmış hisseder. Görmenin kendisine verilen bir ayrıcalık olduğunu düşünür. Kofun, kız kardeşi dünyaya geldikleri sınırların ötesinde yaşamak isterken bile ailesine olan bağlılığıyla dikkat çekiyor. Birlikte dizideki misyonlarını teknik olarak karşılayacak durumda değiller henüz ancak gösterinin ağırlığını zorlukla kaldırabilecekleri kadar hafif.

İnceleme için mevcut dört bölümde görme unsuru sabit bir konu çünkü komplolar hiç bir zaman doğal şekilde ortaya çıkmıyor. Daha ziyade deus ex machina kurgusu gibi aniden ortaya çıkıyor. Bu tarz dizilerde özellikle dövüş sahnelerine önem veriliyor ve bizde izlerken büyük keyif alıyoruz. yoo yoo vahşi değiliz tabii ama yinede gaza geliyoruz. Üçüncü bölüm gerçek bir vurgu ile sonuçlanan, beklenmeyen bir netliğe sahip. Açık bir arenada yer alan bir dövüşü yanıltmak için taş atmak ve her birinin boğazının etrafını derin bir halka oluşturarak kesmek, arkalarına gizlice girerek bir grup insanı yok ederken ki vahşet daha fazla nasıl değişik insan öldürülebilir ki sorusuna cevap niteliğinde.

Dizide çok fazla karakter derinlikleri olmasa da körlüğün yansıtılışı gayet başarılıydı. Kullandıkları konu ile diziye çok daha farklı derinlik, gizem ve farklılık katılabilirdi fakat ne yazık şu ana kadar durumlar tahmin edilebilir şekilde ilerliyor. 15 Kasımda yayınlanacak 5. bölümle umarım konu daha da derinleşir. İzlemesi keyifli ve başarılı bir yapım See, içi boş Yılbaşı filmleri ile kıyaslanmayacak kadar da kaliteli bir yapım. Bu söylemlerin hiç birine gerek yok ben Jason Momoa için bile izlerim diyorsanız şimdiden keyifli seyirler…

  • 1. Bölüm – Cuma 1 Kasım
  • 2. Bölüm – Cuma 1 Kasım
  • 3. Bölüm – Cuma 1 Kasım
  • 4. Bölüm – Cuma 8 Kasım
  • 5. Bölüm – Cuma 15 Kasım
  • 6. Bölüm – Cuma 22 Kasım
  • 7. Bölüm – Cuma 29 Kasım
  • 8. Bölüm – Cuma 6 Aralık

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz