Filmi henüz izlemediyseniz Joker tarafından psikolojinizin harap edilmesine hazır olun. Joaquin Phoenix‘in başrol de ki ezici üstün performansı ve senaryonun geniş vizyonu Joker’den nefret etseniz bile geçmişindeki sırlar sizi de etkileyecek. Yönetmen Todd Philillips‘in açıklamaları ve İzlediğimiz fragmanlar ve filmin başlangıcından itibaren “Joker” (2019) in alıştığımızdan farklı bir tür süper kahraman filmi olacağını anlıyoruz. Todd Phillips, film açılışını 1970’lerde ve 1980’lerde kullanılan Saul Bass tasarımlı Warner Bros logosuyla yapmayı tercih ediyor. Tabii bu tercihin bir sebebi de filmin zaman kurgusunun o döneme ait olması ve izledikçe o döneme ait bir çok konuya dikkat çekilmesine de buna bağlıyoruz.

Joker filminde Joaquin Phoenixin Joker makyajıyla görüntüsü.
Joker filminde Joaquin Phoenix

Filmin kurgusu 80’li yıllarda geçiyor ve o zamanın yaşanan bazı olaylarına göndermeler yapıldığından bahsettik buna biraz değinecek olursak Gotham’ın içinde bulunduğu durumla özleştirilmiş olarak o yılların New York şehrine bakabiliriz. Gotham kurgusal bir şehir Baltimore, Chicago ve özellikle New York gibi birçok büyük şehrin temel alınmasıyla kuruluyor ve filmin başlangıcında ki kent görüntüsüne baktığımızda New York şehrine benzediğini görüyoruz. Amerika rüyasının gözde şehri New York filme de yansıtıldığı gibi o dönemlerde sıradan halk için yaşam kalitesi oldukça kötü durumda. New York metrosundaki şiddet olaylarının oranı, 1980 yılına kadar, her an devriye gezen 2.300’den fazla polis memuruna sahip olacak kadar yüksek. Hatta o zamanlarda kentte cinayet işlenmediği gün yok diyebiliriz. Metro da işlenen cinayet olayları da filme direkt olarak konu oluyor. Gotham şehri ise çağdaş toplumda uygarlığın olmadığı, karanlığa ve suça gömülmüş, gündüzleri bile kasvetli havası çöplerle dolu sokakları, televizyon ve radyodan yapılan fare baskını haberleriyle iç karartan bir durumdadır.

 Fotoğrafçı Willy Spiller 70'ler ve 80'ler dönemine ait fotoğraflarından biri.
Fotoğrafçı Willy Spiller 70’ler ve 80’ler dönemine ait fotoğraflarından

Warner Bros Entertainment’ın alt kuruluşlarından olan Dc Comics popüler çizgi roman karakterleri yaratmakta Marvel ile başa baş gidiyor. Fakat izlediğimiz son Joker filminin konusuyla arayı oldukça açtığını düşünüyorum. Joker’in Batman’le bitmek bilmeyen düşmanlığının nasıl başladığına da bu filmde değiniliyor. Dc Comics’den Batman’nin nasıl doğduğuna dair bu tarz dramatik bir hikaye yaratmalarını da bekliyorum.

Fakat Bugüne kadar izlediğiniz aksiyon dolu Joker’li Batman filmleri unutun çünkü aksiyondan ziyade bu sefer psikolojik gerilim yüklü bir film izleyeceğiniz kesin. Palyaço şirketinde çalışarak hayatını kazanmaya çalışan Arthur Fleck başarısız bir palyaço ve daha da başarısız bir stand-up komedyenidir. Babasız büyüyen Arthur annesiyle yaşıyor ve iletişimde olduğu tek kişi annesi diyebiliriz. Annesi Arthur’a happy diye sesleniyor fakat izledikçe o isimde nasıl büyük bir ironi olduğunu görüyorsunuz. Yaşadıklarıyla yavaş yavaş psikolojik rahatsızlığı tetiklenen ve tekinsiz sulara yelken açan Arthur, sahip olduğu tek şey olan kafasının içindeki olumsuz düşüncelerle sıkı bir bağ kurmaya başladığını görüyoruz.

Joker'in metro kargaşasından çıktığı an
Joker’in metro kargaşasından çıktığı an

Arthur Fleck (Joaquin Phoenix) karakteri ile tanıdığımız Joker karakterleri arasındaki noktaları birbirine bağlamakta zorlanıyoruz çünkü Joker’in içinde bulunduğu diğer film ve çizgi romanlarda gösterildiği gibi hissetmiyorum. Aslında izlerken bildiğimiz Joker değil mi diye insanda merak uyandırıyor. Evet, Joker’in çoğu tasviri gibi, Arthur da zihinsel olarak iyi bir insan değil. Bu versiyonunda da bir akıl hastalığı ve travma geçmişi var temelde kafasında yanlış olan bir çok şey var. Dürüst olmak gerekirse, Phillips ve ortak yazarı Scott Silver, bu tasvirde çok daha ileri gidebilirdi, çünkü izleyici bu kişiye her türlü zihinsel problemi atamaya hazır durumdaydı. Ancak, Arthur’un kesinlikle ayrıntılı ceza planlarını çıkarıp Batman’le başa çıkabilen biri gibi görünmediğini söyleyebilirim. Arthur’un, ”Kara Şövalye” deki Heath Ledger‘in Joker’i gibi kusursuzca yürütülen banka soygunu yaptığı ya da Gotham Şehri’nin tüm suç örgütlerini ele geçirerek polise sızması gibi çılgınca şeyleri planlar yaptığını düşünemiyorsunuz. Feribotlara bombalar yerleştirmek ve tüm şehri rehin tutmak ya da ölümcül şaka silahları ile geldiğini, kahkaha gazıyla yüzlerce insanın zehirlenmesini sağladığını, bir şekilde Gotham vatandaşlarını hepsini öldürecek bir geçit törenine katılmaya ikna ettiğini düşünemiyorsunuz.

Jack Nicholson‘un Joker’i gibi garip gangster uşaklarının sadakatiyle Tim Burton’nın Batman filmlerinde planlar yapan Joker’le arasında bağ kuramıyorsunuz. Harley Quinn’i kendisine aşık etmeyi başarıp sadece hastaneden kaçmaya ikna etmekle kalmayıp kariyerinden ve hayatından vazgeçirerek Arkham’dan kaçıp birlikte suç işler hale gelmelerini hayal edemiyorsunuz. Kelimenin tam anlamıyla karmaşıklıkla başa çıkma konusunda kanıtlanabilir bir yeteneği yok ve Joker’in karizmasına benzeyen her türlü görsellikten yoksun. Çünkü Joaquin Phoenix’in Jokeri bu karakterlerden sıyrılarak önümüze dışlanmış, ezilmiş, küçükken aile şiddetine uğramış ve yaşadıklarıyla ona hak vermemizi sağlayacak bir Joker karakteri sunuyor ve eğer Arthur gerçekten bir Joker ise, Batman’nin azılı düşmanı ve en büyük kötülerden olacağına ikna olamadım. Tüm bunların dışında Joaquin Phoenix’in oyunculuğu ve karaktere katkısı müthiş bir saygıyı, alkışı hak ediyor. Ben kedisinin bu baş yapıt niteliğinde ki oyunculuğu ile bir daha oscar alacağına inanıyorum ve kafanızda ki bildiğimiz Joker algısından sıyrılarak filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.

IMDb Puanı 9.0/10

Değerlendirme
Oyunculuk
Senaryo
Kostüm-Dekor
Kurgu
Önceki İçerikEl Camino: A Breaking Bad Movie İncelemesi
Sonraki İçerikTitans 2. Sezon 6. Bölüm İncelemesi: Conner
Doyumsuz öğrenme ve keşfetme isteği ile dünyada ilgimi çekmeyen şey yok. Bu istekle başladığım içerik üretme maceram da en keyif aldığım zamanlardan biri. Anı biriktirmek ve yaşadığımı hissetmek için denemem dediğim yiyecek, gitmem dediğim yolculuk, yapmam dediğim aktivite olduğunu düşünmüyorum. Sıcağı seven Antalyalı, kurumsal bir işçi, kendini kültürel aktivist olarak tanımlayan bir faniyim...

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz